Evet… İstanbul’dayım!..

07.05.2018

787 Kişi Okumuş

2 Yorum

Evet… İstanbul’dayım!..

Dünyanın en güzel cenneti, aslında Kutsal kitabımızda tarif edilen cennet Rize’den ayrılarak, geçmiş yaşımda İstanbul’a yerleşme düşüncesi içimde fırtınalar kopardığı günlerde bir teselli ruhumu sakinleştiriyordu:

Dünya kenti İstanbul nede olsa! Bir şekilde güzelliklerini tadacağım, yeni yeni insanlarla ufkum daha bir açılacak, coşacağım, yaratıcılığım yeni bir ivme kazanacak…”

Üç sene oldu İstanbul’a yerleşeli!.. Hep şu soruyu sordum. Neden insanlar bu kadar bir birine yabancı, nerede bu şehrin entelektüelleri? Onları ne zaman göreceğim, onlarla ne zaman tanışacağım ve acaba doyasıya muhabbet edebilecek miyim?

Yüreğimi yakan kavuran bu amansız soruların cevabını nihayet Milliyet Blog’dan arkadaşlarla buluştuğumuz Beyoğun’da Dilek Kafe’de buldum…

Millliyet Blog’un etkili kalemlerinden Sayın Kadri KANPAK blogu’ma yazdığı yorumda “Milliyet blog’dan arkadaşlarla her ayın dördünde buluşuyoruz, katılır mısın?” Mealinde  bir davet iletince inanın çok sevindim. O gün için planladığım bütün işlerimi iptal ettim ve Dilek Kafe’ye vaktinden evvel gittim.

Bu noktadan sonra yaşadıklarımı yazmak deryalar kalem olsa yetmez.

Kısaca değineceğim.

Her ay belirlenen bir konuda herkesin fikirlerini sunduğu toplantıya o gün katılanlar:

Elek Müh.Kemal TAŞ, MB den Kerim KORKUT, MB den Yılmaz ÇETİNGÖZ, MB den Kadri KANPAK, Gazeteci Hüsniye GÜLER, Finansmancı Ayşe AYDENİZ, MB den Cem Beraat ÇAMSARI, Elk. Teknisyeni Selma EKİNCİ, Muhasebeci Sabahattin ŞAKİ vardı…

Faruk Nafız ÇAMLIBEL’İn Han Duvarları isimli şaheseri zaman zaman yüreğime çizikler atar…

Tartışmaların bir noktasına O mısralardan ikisi aklıma düştü:

“Bir deva bulmak için bağrındaki yaraya 

Toplanmıştı garipler şimdi kervansaraya.”

Bu garipler bir başkaydı, bu vatan severler bir başkaydı, bu etelektüeller bir başkaydı, bu aydınlar bir başkaydı…

Saliselerini geçmesini istemediğim zaman dilimleri yüreğime derin çizikler atarak yıldırım gibi geçip gitti…

Hala o akşamın aydınlık ufukları ile baş başayım.

Orada fikirlerini özgürce açıklayan muhteşem insanların söylediklerini gönlümdeki T cetvelinde toplamaya çıkarmaya çalışıyorum, ama nafile…

Bin bir deryadan su getiren Hızırlar yüreğimi serinlettikçe serinletti doyumsuz saatler bitti ve “Evet… İstanbul’dayım” diye bir sevinçli cümle döküldü dudaklarımdan…

Teşekkürler muhteşem insanlar, teşekkürler Milliyet Blog…

Dünyanın en güzel cenneti, aslında Kutsal kitabımızda tarif edilen cennet Rize’den ayrılarak, geçmiş yaşımda İstanbul’a yerleşme düşüncesi içimde fırtınalar kopardığı günlerde bir teselli ruhumu sakinleştiriyordu: “Dünya kenti İstanbul nede olsa! Bir şekilde güzelliklerini tadacağım, yeni yeni insanlarla ufkum daha bir açılacak, coşacağım, yaratıcılığım yeni bir ivme kazanacak…” Üç sene oldu İstanbul’a yerleşeli!.. Hep şu soruyu sordum. Neden insanlar bu kadar bir birine yabancı, nerede bu şehrin entelektüelleri? Onları ne zaman göreceğim, onlarla ne zaman tanışacağım ve acaba doyasıya muhabbet edebilecek miyim? Yüreğimi yakan kavuran bu amansız soruların cevabını nihayet Milliyet Blog’dan arkadaşlarla buluştuğumuz Beyoğun’da Dilek Kafe’de buldum… Millliyet Blog’un etkili…
Lütfen Konuyu Yldızlarla Değerlendiriniz...

Konu Değerlendirmesi

Okuyucunun Konuya İlgisi - 93%

93%

Toplam Puan

Lütfen Konuyu Yldızlarla Değerlendiriniz...

Kullanıcı Oyu: 4.47 ( 7 Toplam Oy)

YORUMLAR

İsminiz

 

E-Posta Adresiniz

Yorumunuz

admin
07 Mayıs 2018 - 8:42 am

Yazı için teşekkürler sayın yazar

yiğit tat
07 Mayıs 2018 - 8:43 am

sağol yazar. istanbul dünyanın başkenti ama rize evrenin başkenti 🙂