Denizde Bir Kuvâ-yi Milliye – Dursun Kaptan Türküsü ve Hikayesi

17.05.2019

75 Kişi Okumuş

0 Yorum

Denizde Bir Kuvâ-yi Milliye – Dursun Kaptan Türküsü ve Hikayesi

Denizde Bir Kuvâ-yi Milliye – Dursun Kaptan şarkısı ve Hikayesi

Binbaşı Celal Bey bugün son derece telaşlıydı. Ruslardan binbir zorlukla sağladığı silahları limana yığmış başında bekliyordu. Adamlarını yeni silah bulmaya yolladığından tek başına kalmıştı. Cıvarda bulunan Ermeni ve Rumların bir sabotajından çekindiğinden, bir eli paltosunun cebinde, revolvernin tetiğindeydi.

Gözler bir radar gibi rıhtımı tarıyor, yanaşan bir taka gördü mü bir koşu yanına varıp silah taşıma işi için pazarlığa girişiyordu. Parasını verse bile Rumlarla Ermeniler asla bu işe yanaşmazdı ama Türk kaptanlara ne demeliydi?

Kimisi bu iş tehlikel buluyor, kimisi de teklf ettiği parayı beğenmyordu. Hele bir tanesine “vatan için” diyecek olmuş, adam dudak bükerek

“Senin vatan dediğin şey benim şu takamdır” demişti. “İngilizler batırırsa ne vatan kalır, ne de başka bir şey” Binbaşı Celal Bey adamların teklf ettiği parayı az bulduğunu adı gibi bilyordu.Silah almaya ayırdığı altınları onlara verse işe balıklama atlayacaklarından emndi.

 Güneş Karadeniz ufuklarını kızıla boyayarak batmaya hazırlanırken bir an önce Anadolu’ya götürülmesi gereken slahlar hala Batum rıhtımında yatıyordu. Halbuk nasıl da dört gözle beklyorlardı onları. Tek tüfekle savaşan iki yiğtten biri nasıl da hasrett onlara. Binbaşı Celal Bey bunları düşünüyor ve düşündükçe de yumruklarını sıkıyor, dudaklarını ısırıyordu.

 Akşamın alaca karanlığında rıhtıma yeni bir tekne daha yanaşmıştı. Binbaşı yine aynı şeylerle karşılaşacağını bile bile, son bir ümtle takaya doğru yürüdü. Rıhtıma aborda olmuş takanın önünde birkaç kişi vardı. Selam verip kendini tanıttı:

 – Ben Binbaşı Celal, dedi tok bir sesle.

 – Trabzon’a sefer edeblecek bir taka arıyorum.

 – Ben de habu takanun reisiyim, dedi önündek beyaz saçlı adam.

 – Dursun Kaptan derler bana. Şimdi seferden geldik ama fark etmez. Ne getüreceğiz

Trabzon’a ?

 Binbaşı bir an tereddüt etti. Acaba silah demese miydi? Galiba Dursun Kaptan da diğerleri gibi İnglizlerden korktuğunu söyleyecek, ya da çok para isteyecekti. Ancak adamın nasılsa silahları göreceğin düşünüp:

 – Yükünüz silah olacak kaptan. Kuvâ-yi Milliye ’ye götüreceksiniz.

 Dursun Kaptan hiç tereddüt etmedi:

 – Tamam binbaşum, dedi.

 – Ne zaman yukleyiruz?

 Binbaşı Celal Bey bir an sevncinden uçacağını hissetti. Ancak adamın hala navlun bedelinden bahsetmediğini düşününce sevinci yarım kalmış gibi oldu.

 – Yalnız, fazla param yok kaptan, dedi.

 – Ücreti şimdi konuşalım da sonra br anlaşmazlık çıkmasın.

 Sırtını tekneye dayamış, ayakta uyuyormuş gibi duran Dursun Kaptan birden diklendi. Binbaşının yüzüne bakarak gözleri çakmak çakmak:

 – Para önemli değil. Ne verursan ver, dedi.

 – Vatan üzerine pazarluk yapılmaz. Sen silahları göster bize, gerisine karışma.

 Binbaşı dokunsanız ağlayacak gibiydi. Heyecandan titreyen kollarıyla Dursun Kaptan’ı kucakladı. Silah bulmak için katlandığı bunca sıkıntı bir anda silinmiş, bütün çektiklerne değmişti.

 Derken uşakların silahlara üşüşmesiyle birkaç dakika sonra bütün hamule takaya yüklenmiş, tekne sefere hazır bir hale gelmişti. Tayfalar yukarı çıkarken Binbaşı Celal Bey:

 – Sizinle gelmeyi çok isterdim kaptan, dedi.

 -Ancak daha bulmam gereken çok silah var. Trabzon limanında sizi karşılayacaklar.

Haydi Allah yolunuzu açık etsin.

 Dursun Kaptan itinayla sardığı sigarasından derin bir nefes çekerek:

 – Merak etme Binbaşım, diye konuştu.

 – Emanetun yerine varacak. Evvel Allah alduğumuz gibi teslim ederuz.

 Kaptanın ‘’ Bismillah vira! ‘’ emriyle taka rıhtımdan avara ederken Binbaşı Celal Bey yaşlı gözleriyle el sallıyordu. Çanakkale’de aylarca göğüs göğse çarpışıp da gözünden bir damla yaş düşmeyen koca asker şimdi için için ağlıyordu. Tek bir cümle içindi bu gözyaşları: “Vatan üzerine pazarlık yapılmaz”

 Batum’dan ayrılalı birkaç saat olmuştu. Uygun rüzgarla yelkenler şişmiş, Rize’ye doğru yol verilmişti. Tekne pupa yelken giderken Dursun Kaptan küpeşteye yaslanmış, keyifle sigara tüttürüyordu. Tayfaları çok severdi onu. Sevgiyle karışık bir saygı duyarlardı. Heybetli adamdı Dursun Reis… “Görsen bizim kaptanı, sanırsun bir aslandı” derlerdi.

 Fırtınalı olmasa Karadeniz’de gece yolculuğu bir başka güzel olurdu. Hele ay batı ufkundan yükseldiğinde, denizde altın tozu serilmiş bir yol çizer, güverteden seyrine doyum olmazdı. Ancak Dursun Kaptan’ın gözü bunlarda değil, aniden ortaya çıkablecek İngliz savaş gemisindeydi. Geceleri ışıklarını söndürerek dolaşan bir İngliz Gambotu bu suları haraca kesmişti. Kendini deniz kurdu sanan nice kaptanı kıskıvrak yakalamışlardı. Bu yüzden gözlerini dört açmalı ve düşmana pabuç bırakmamalıydı.

 Gece yarısına doğru kaptan köşkünün üzerinde vardiya nöbeti tutan gözcü uzaktan bir ışık gördüğünü rapor etti. Aşağıda Hafif kestiren Dursun Kaptan bunu haber alınca güverteye fırlamıştı. Hemen emir verdi, takanın burnunu kıyıya aldılar. Ardından da yelkenler toplandı ve ilk hızla kıyıya yanaşan tekne küçük bir koyun kuytuluğunda yatıp beklemeye başladı. Pür dikkat karanlık ufku tarassut eden kısık gözler ince bir ışık görmüştü. Giderek kıyıya yanaşıyor ve gittikçe büyüyordu. Acaba İngliz gavuru takayı farketmş miydi? Nefeslerini tutarak beklemeye başladılar. Gambot iyice kıyıya yanaşmıştı. Hatta kazanlarının sesini bile duyar gibydiler. Ancak ne olduysa oldu, okudukları bunca duanın berekatıyla kıyıya daha fazla sokulmadı. Rotasını değiştirerek, Hopa yönünde uzaklaşıp, gözden kayboldu.

 Derken Dursun Kaptan yine emri verdi, yelkenler fora edldi. “Bismllah vira!” komutuyla

Rize’ye doğru yol verildi. Sabaha kadar olaysız seyredildi. Ancak tan yer ağarırken vardiyadaki uyanık gözcü yine göreceğini görmüş:

 – Dursun Kaptan, bir duman!

diye bağırmıştı. Kaptan derhal aynayı ( dürbün ) kapmış ve aynı anda da dudaklarından güzel bir söz dökülmüştü:

 – Gülcemal..Gülcemal bu.

 Bu arada Makriyali kıyıları da aşılmış, Kemer çoktan bordalanmıştı. Dursun Kaptan uykusuzluktan bitap düşen mürettebatını canlandırmak için güverteye fırlayıp:

 – Ali nerdesn? Koş kemençeyi al gel,

 diye bağırdı.

 – Kemeri bordaladuk. Daha durur misun?

 Kaptan ister de Kemençec Ali durur mu? Uykusunu falan çoktan unutmuş, yaman bir horon havası çalmaya başlamıştı. Derken koca taka güverteye çarpan ayak sesleriyle sarsılmaya başlamış, kemençe nağmelerine eşlik eden haykırışlarla inlemeye başlamıştı. Bizim uşaklar gene kendinden geçmişti.

 Sonunda oynamaktan bitap düşüp, sönükleşen yıldızların altında güverteye serildiklerinden Piryoz fenerini gördüler. Artık Rize’ye ulaşmış sayılırlardı. Ancak kendilerini bekleyen sevdiklerine koşmak yerine “Selam olsun Rize’ye…” deyip yollarına devam edeceklerdi.

 Of, Sürmene, Araklı derken akşama doğru Trabzon’a vardılar. Direğine kocaman bir ay yıldız toka edilen taka süzüle süzüle rıhtıma yanaşırken, onları dört gözle bekleyenler sevinçle el sallıyorlardı. İyice kıyıya yanaşınca rıhtımdaki subaylar ellerini kalpaklarına götürüp selama durdular. Dursun Kaptan da tereddüt etmedi. Asker olmadığı halde elini başına götürdü ve yaman bir selam çaktı.

Bu sefer Dursun Kaptan’ın ilk seferydi ama son seferini yaptığında küpeşteye kazıdığı çentik tam elli beşe ulaşmıştı. Bu sırada Doğu Karadeniz’de bir türkü dilden dile dolaşmaya başlamıştı:

Kuvâ-yi Milliye kahramanı Dursun Kaptan

Dursun kaptan Batum’dan,
Avare etti kalkti
Şişurdi yelkenleri
Cigarasini yakti

Pupa yelken giderken
Küpeşteye yaslandi
Dursun Kaptanı görsen
Sanursun bi aslandi

Taka yükü cephane
Trabzon’a varacak
Düşmana rast geluse
Takayi baturacak

Vardiyadan bağridi
Dursun kaptan bir duman
Uşaklar hep ahesta
Ne diyecek kahraman

Kaptan aldi aynayi
Dedi ki Gürcemal’dur
Bir horon edeceğuk
Kemençeciyi kaldur

Gideruk yali yali
Tutaruk Makriyali
Kemeri bordaladuk
Vur kemençeyi Ali

Piryas çakayi piryas
Selam olsun Rize’ye
Ellbeş sefer ettuk
Kuvva-i Milliye’ye

Of, Sürmene, Arakli
Yanaştuk Trabzon’a
İstklal savaşına
Çaliştuk kana kana

(Sadettin Kaynak)

Denizde Bir Kuvâ-yi Milliye - Dursun Kaptan şarkısı ve Hikayesi Binbaşı Celal Bey bugün son derece telaşlıydı. Ruslardan binbir zorlukla sağladığı silahları limana yığmış başında bekliyordu. Adamlarını yeni silah bulmaya yolladığından tek başına kalmıştı. Cıvarda bulunan Ermeni ve Rumların bir sabotajından çekindiğinden, bir eli paltosunun cebinde, revolvernin tetiğindeydi. Gözler bir radar gibi rıhtımı tarıyor, yanaşan bir taka gördü mü bir koşu yanına varıp silah taşıma işi için pazarlığa girişiyordu. Parasını verse bile Rumlarla Ermeniler asla bu işe yanaşmazdı ama Türk kaptanlara ne demeliydi? Kimisi bu iş tehlikel buluyor, kimisi de teklf ettiği parayı beğenmyordu. Hele bir tanesine "vatan için" diyecek…
Bilgiyi Yıldızlara Tıklayarak Değerlendirin...

Bilgiyi Değerlendirin

Bilgiye Okuyucu İlgisi - 81%

81%

Toplam Puan

Bilgiyi Yıldızlara Tıklayarak Değerlendirin...

Kullanıcı Oyu: 4.52 ( 5 Toplam Oy)

YORUMLAR

İsminiz

 

E-Posta Adresiniz

Yorumunuz

gaziantep escort bayanescort gaziantepgaziantep escort bayangaziantep escortgaziantep escort